yokkicebim@gmail.com
fotoğraflı flickr

Gözlerin İstanbul,
İstanbul yüzün bugün.

Hala evden çıkarken bir şeyi unutmuş gibi hissediyorum. Hırkayı hayatınızdan bir anda çıkarmak sizce de zor olmadı mı?

untitled on Flickr.
Bir taşın üstünde oturup ufka uzun uzun bakışımız bundan.Evlerimiz sokağımızda bizim üst üste yığılmış, öyle yakınız.Biliriz yan yana sokulmak bu dünyadaki yoksulluğumuzdan. Kimine dünya gerek, dünyaya kazık gerek, çakmak gerek! Biz dünyada cevize sığdık nasılsa gideceğiz diye burdan.
Birhan Keskin

untitled on Flickr.

Bir taşın üstünde oturup ufka uzun uzun bakışımız bundan.
Evlerimiz sokağımızda bizim üst üste yığılmış, öyle yakınız.
Biliriz yan yana sokulmak bu dünyadaki yoksulluğumuzdan.
Kimine dünya gerek, dünyaya kazık gerek, çakmak gerek!
Biz dünyada cevize sığdık nasılsa gideceğiz diye burdan.

Birhan Keskin

”Sana güzel diyorlar;
sakın olma.”

Bir şeyler kaybedildiğinde insanların onu bulmak için bakacağı en son yer benim bakacağım ilk yer oluyor. Aranılanın dışında ne varsa hepsini buluyor sonra ne aradığımı unutuyorum.

Siz insanlar zaten aradığınızı hep buluyorsunuz.

Kahvaltı hazırlamak en keyifli sabah sporu olmalı.

Birine bir şarkı dinlettiğimde o şarkıyı sevdirmek için elimden geleni yapıyorum. Durdurup ne demek istediğinden, benim için ifade ettiği anlamlardan falan bahsediyorum. Şarkının bitmesine yakın kulaklığı çekip o hiç değişmeyen cümleyi kuruyorum: 

Sence de çok güzel değil mi? 

Sizce de çok güzel değil mi?

İnsan hiç kendi lafını keser mi? Kendine kulak misafiri olur mu ya da? Sarhoşken kendine bir sır verir, sonra bir daha açmaz mı o konuyu? Her gece yüzleşir de bir türlü oturmaz mı taşlar yerlerine? 

Değişmiyor kimse, değişemiyorlar ki. En iyi ihtimal uyum sağlanıyor.

Bu kadar iyi uyum sağladığımız için sahte pek çok tepkiye sahip değil miyiz zaten?

Teselli edilmek kimseyi memnun etmez mesela. Ağlayan insana ağlama denilmez, belki birlikte ağlanır, biraz da sarılınır. 

Giden bir insana dur diyemezsin, en fazla geri gelmesini sağlayabilirsin ama bir bakmışsın ki, arkasından gitmişsin. 

Korkan bir insan pek çok şey yapabilir. Kafanı bile kırabilir. Mutsuz bir insan pek bir şey yapmaz. Hatta çok nadir bir şeyler yapar, çay demler mesela.

Hissel mevzular aslında biraz da çocuk oyuncağı gibi, ama bak biraz diyorum. Bir çocuk asla unutmaz karnı acıkmadığı sürece yediği tokadı. 

Vicdan meselesi var bir de, bir tür kemirgen. Büyüdükçe oluşan, can sıkan, bazen de uyutmayan. Büyüdüğümüze inandırmaya çalışıyor da olabilirler. Büyümek, ne bileyim, her gün bir miktar olan bir şey olmamalı.
Baban ölür, büyürsün.
Aşık olursun, büyürsün.
Kalbin sıkışır, büyürsün.
Bir kitap okursun, büyürsün.
Yolculuğa çıkarsın, büyürsün. Gibi.

Bırakmam gereken bakış açıları var, sigarayı bırakmak daha kolaydı.

Hayatımdan çıkması gereken insan yoktur belki, varsa da bana ne zaten. Ama hayatıma girmesi gereken insanlar var, yer değişikliği muhtemel. 

Genel itibariyle hiçbir zaman çok başarılı bir insan olmadım ama bundan şikayetçi değilim. Belli şeylerle derinlemesine ilgilenmek yapabileceğim bir şey değil. Gözünü kaçıran taraf da hep ben oluyorum zaten. 

04.04.13
02.19

untitled on Flickr.

untitled on Flickr.

Hava bir tuhaf.
Hayal kurmaya yönelik bir tutum var havada.
Kaçmaya müsait bir bulutluluk.
Bir balkon olsa şimdi, 
kimsenin seni tanımadığı bir şehirde,
kahvenin içine konyak kendiliğinden düşse. 
Kocaman bir hırkanın içinde olsan.
Bir şeyi terk etmiş olsan.
Mesela bir şehri.
Mesela kendini, yüzünü filan mesela.

Ece Temelkuran

Bir sayfayı kapatmak kolay değil, bazı teklifleri reddetmek mesela. Çayın demi, yastığın, parfümün, pijaman, şampuanın, masan, aynan bile değiştiğinde huzursuzluğun yansıyor, başka şeylere alışmak istemiyor insanın bedeni. Tembelliği yüzünden kazanılan alışkanlığın peşinden sürüklüyor. Miden bile alışık olmadığı bir şeyi sindirmek yerine senden kusmanı istiyor. 

Alışkanlıktan yakıyorsun sigaranı çayın yanında, dumanı üflerken gözlerini kısıyorsun hafif, bir şarkı mırıldanıyorsun, külünü döküyorsun sonra. Biliyorsun, hep alışkanlıktan.

Uyumadan önce yaşanılan tedirginlik bile o kadar alışkanlık haline gelmiş ki mutlu geçen günlerin bitişinde hissetmediğin o huzursuzluk ne yapacağını şaşırtıyor. 

Refleksleri olan bir canlısın sen, elinde olmayan şeyler var, çok da üstünde durmamak gerek o yüzden. İnsanlara da elbet alışabilirsin. Sen bunu fark etmeden bir şekilde çıkıp gidiyorlar zaten.

Alışkanlıktan çay koyup sigaranı yakarsın yine, hüzünlü bir şarkı mırıldanır, gözlerini kapatırsın.